Cuma, 23 Ocak 2009
Her insanın bir zayıf noktası vardır.
İnsanlar hiçbir zaman ,
başka insanların başlarına gelen olaylar neticesinde ,
asla bu bana olmazdı dememelidir.
İnsanın kendine güvenmesi güzel bir vasıfdır.
Fakat çok güvenmek bile işe yaramaz bazı durumlarda.
Hayat çok acımasız deriz bazen.
Aslında acımasız yapan insanlardır.
İnsanlar da çok anlasılmaz olduklarındandır ki,
siz ne kadar güçlü,başarılı bir profil çizseniz de
hayatınızda bir anda farkında olmadan
bir çıkmazın içine girmiş buluverirsiniz kendinizi…
Yukarıdaki yazıyı bir yerlerde okumuş ve not almışdım.
Ben kendimi bu yazının içinde bulmadım dersem yalan olur.
Ya siz?
Bölünmüş haritalara sonunda sivil misilleme geldi.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Hatay'ı Türkiye'den ayrı gösteren
ve KKTC'yi yok sayan haritalara tepki gösteren duyarlı vatandaşlar,
dünya savaşları sırasında yapılan anlaşmalara göre
bugün olması gereken sınırları gösteren haritalar ortaya attılar.
İnternet ortamında e-mail yoluyla ve inanılmaz bir hızla yayılan
'Genişletilmiş Türkiye' haritasında,
Ermenistan topraklarının tamamı,
Musul, Kerkük, Ege Adaları,
İskeçe, Gümülcine ve Kıbrıs'ın tamamı
Türkiye sınırları içerisinde gösteriliyor.
'Bazı şeylere muadil bir dille aynı seviyeden cevap gerekir'
başlığı ile yayılan 'Genişletilmiş Türkiye' haritası
, daha önce dış güçler tarafından ortaya çıkartılan
bölünmüş Türkiye haritalarına verilecek en güzel cevap olarak gösteriliyor.
Vatandaşlar, Atatürk'ün Lozan Antlaşmasından dokuz yıl sonra (1933) de
General Mac Arthur'a söylediği
"Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse
Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım.
Selânik de dâhil, Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içerisine katacağım”
sözlerini hatırlatıyorlar.
Bence çok güzel bir olay.Ya sizce?
ASALA terörü ve iki halk arasındaki düşmanlık tohumu
ekenleri lanetlemek için, 11 Ağustos 1982 tarihinde
Taksim meydanında kendisini yakan Artin Penik
isimli bir vatandaşımız vardı.
Artin Penik, 4 gün sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Biz Türk-Ermeni dostluğunun hatırlatılması için,
Artin Penik'in hayatını kaybettiği 15 Ağustos tarihinin
'Türk-Ermeni dostluk günü' olarak kabul edilmesini teklif ediyoruz.
Ve bu anlamda, Artin Penik'in kendisini yaktığı yerde,
o günün anısına bir anıtın, kitabenin dikilmesini teklif ediyoruz" denilmiş.
Bence bu, Ermenilerden özür dileyelim diyen yalaka (sözde) aydınlarımızın davranışından daha güzel bir davranışdır.Ya sizce?
Zamanında, çetelere karşı bir dakikalık karanlık eylemine
gulu,gulu dansı yapıyor diyenler,
şimdi o çete kırıntılarının içine Atatürkçü aydınları sokmağa çalışıyorlar.
Kurtuluş Savaşında işgal kuvvetlerine karşı koyanlar,
direnenler, vatan haini ilan edilmişlerdi.
Çünkü İngilterenin ve diğer ülkelerin dayattığı politikaları
kabul etmiyorlardı.
Şu an yapılanlar da ABD''nin ve Avrupanın dayatmaları.
AKP yanlısı ve taraftarı olan hiç kimse savcılık tarafından sorgulanmıyor.
Nerdeyse Anayasaya AKP hükümetini benimsememek,
sevmemek,vatan hainliğidir diye bir madde ekleyecekler..
Yurdumun ne verimli topraklari varmış be..
El bombaları,tnt ler,lav silahları,c4 ler,binlerce mermiler,suikast silahları..
Yakında tank ve uçak da çıkarsa şaşırmayalım..
Bence maşallah demek lazım..Ya sizce?
Selam,sevgi ve saygılarımla...
Salı, 13 Ocak 2009
Selam Dostlar,
Bu hafta medyadan aklıma takılan bazı haberleri kendimce yorumlamak istiyorum.
1-Partisinin genel merkezinde dinleme cihazları bulunan Baykal, polise neden başvurmadınız diye soran gazeteciye "maalesef polise güvenemiyoruz artık" demiş..
Seçim var yakında, ülkemiz nerdeyse bir polis devleti,sayısız polis var.Şimdi bunları kazanmak varken o şekilde bir cevap vermek hangi akla mantığa hizmettir.
Anlayan beri gelsin....
2-Halktan fazladan para toplayan, gaz sayacı parası diyerek halkı kazıkladığı belgelenen İ.M.gökçek gene aday gösterildi.Halkın bir kesimi bu kişiye yine oy verecek,belkide tekrar seçilecek.Doğrudur,toplumlar hakkettikleri şekilde yönetilir demiş elin İngilizi.
Bu kişiye oy verecek olan insanların mantığını anlayan beri gelsin...
3-Diyarbakır İlimizin belediye başkanı dökdürmüş,Türkiye İsrail'in Gazzeye gireceğini biliyordu"diye demeç vermiş.Suçlu bulundu.Türkiye...Be adam İsrail günlerdir kara harekatının hazırlığını yapıyoruz demiyormuydu.Türkiye'ye karşı bu ne kindir.
Bunu anlayan hele beri gelsin.
4-Araya Ergenekonu da alalım ha..
Siyasetciler,transseksüeller,mafya babaları,eski polisler, emekli komutanlar,
kuyumcular,artistler,profesörler,gazeteciler,savcılar falan ne ararsan var.
Ve bunların hepsinin tek ortak noktası AKP zihniyetine karşı olmaları.Elde bir torba,önlerine geleni alıp torbaya atıyorlar.Öyleki hayatları boyunca birbirlerine karşı olan kişiler bile aynı torba içinde.Hayatı boyunca bu ülkeye hizmet eden vatanseverlerle,bu ülkenin yüz karası kişiler aynı torbanın içinde.At izi, it izine karışmış.Nasıl bir örgüttür bu.
Anlayan varsa hele beri gelsin.
5-AKP İzmir Milletvekili Taha Aksoy Başbakan Erdoğanın kendisini aradığını ve Büyükşehir Belediye başkan adaylığını tebliğ ettiğini söyledi..Bu haber A.A tarafından cep telefonlarına gönderilen bir mesaj.
Hemen TDK sözlüğüne bakdım..Sözcük anlamıyla bildirme,duyurma,haber verme anlamında olduğunu biliyorum ama bu kelimenin asıl başka yerlerde tam anlamını bulduğunuda hatırlıyorum.O yüzdende en iyisi bakayım TDK nasıl acıklıyor.
TEBLİĞ: "Be-leğa" fiilinden gelen bu terim, Peygamberler’in vazifeleriyle ilgili olarak, aldıklarını aktarma, bildirme, haber verme anlamında kullanılır. Çoğulu tebligattır, “bildirilenler” anlamında kullanılır. Peygamberler’in vazifesi yalnızca bildirmektir; kabul konusunda zorlamazlar; yani bildirdiklerini insanların kabul edip etmemeleri ve sonuçlar Allah’a bırakılır......
Bu nasıl bir zihniyettir.RTE peygamber mi.Bu nasıl bir yalakalıkdır.
Bunu anlayan beri gelsin.
6-Ve su Gazze vahşeti.
Konun en başında bunu diyeyimde.
İSRAİL'İN YAPDIĞI ŞEY HİÇ BİR ŞEKİLDE KABUL EDİLEMEZ.BU YAPILANI KINAMAYAN İNSAN DAHİ DEGİLDİR.
Ama birde bazı kişiler var ki onların samimiyetsizlikleri insanın midesini bulandırıyor.AKP Gazze vahşetinden bir gün önce İsraille roket alımı için anlaşma yapıyor.
Erbakan toplamış etrafına benim gibi saf kişileri,""tekbirrrrrrrrr""diye bağırtıyor,ama 1996 daki Türkiye-İsrail Silah Modernizasyonu Anlaşmasının altında kendi imzası var.Cumhurbaşkanımızında aynı anlaşmanın altında imzası var.
Gece görüş imkanlarıyla vuruyor vicdansızlar diyen başbakanımızda aynı israilden o teknolojiyi satın almak icin görüşmeler yapıyor.
Ve Hamas,oradan feryat ediyor.Siviller vuruluyor...Be kardeşim sen sivillerin oturduğu binaların üstüne cıkıp İsrail'e füzeleri,bombaları atarken o sivilleri hedef gösterdiğinin farkında değilmisin.İsrailden güçlü değilsin ,helede teknolojin hiç yok.Ne diye ateşkesi kaldırırsın be akılsız.
Bu akılsızlığı anlayan varsa beri gelsin....
Dostlar konu buraya gelmişken size gerçek bir olayı yazmak istiyorum.
Iğdır'ın Tuzluca ilçesinde geçer bu olay.(bende oralıyım)...
İlçe merkezinde vatandaşın birisi polisle tartışır.Ve polis vatandaşı şikayet eder.Savcıda bizim vatandaşı doğru hapishaneye gönderir.Hapishane şehir dışında.Jandarmalar eşliğinde gelen vatandaşı teslim alacak olan hapishanenin müdür vekili (gardiyan Kıyas dendi mi ilçede herkes tanır,üyelerimizden kara76 nında akrabasıdır) olaydan haberdar ama bir bakar ki eksik evrak var.Akşam olmakta,mesaide bitmek üzere.Kıyas abi tutuklu vatandaşa diyor ki;"bir taksi cağırıyorum,jandarmalarla gidin o evrakıda alın gelin"..
Ama gel gör ki bunu duyan tutuklu vatandaş itiraz ediyor."Ya benim param yok,taksi parasını ödeyemem"diyor.Bunu duyan sevgili Kıyas abimizde artık dayanamıyor ve yıllardır anlatılan şu meşhur lafını diyor."Be şerefsiz,madem paran yok ne diye polise karşı geliyorsun"...
Bunu okuyupta anlamayan varsa, oda beri gelsin hele.....
Ve şimdi konuşulan bir başka olay.Bir kesim bağırıyor,
TÜRK ASKERİ GAZZEYE GİTSİNNNNNNN....
Gazze eskiden bizimdi.Mercidabık savaşından sonra Filistinide aldık 1516 da.Memlüklerden almıştık.Ama daha sonra oradan çıkmak zorunda kaldık.
1917 de henüz 36 yaşındaki Yedinci Ordu Komutanımız Mustafa Kemal oradayken bir mektubunda şunları yazmiş.
Yoğun propaganda var.
İngiliz gizli servisi her yerde.
Silahla bizi yenemezler ama......
Ahali bizden nefret ediyor..
Hala "Türk Askeri gitsin" diyen varsa o sakın ola beri gelmesin,
doğru Filistine gitsin..Nasılsa her Türk asker doğar.
NOT:İsrail'i kınıyorum ve lanet olsun onlara diyorum....
Selam,sevgi ve saygılarımla..
Salı, 06 Ocak 2009
Haber şu.
Samsun'un İlyasköy Mahallesi'nde 4 gün önce 'Okula gidiyorum' diyerek evden çıkan 15 yaşındaki Elif Gökçe'den yaklaşık 1 aydır haber alamayan ailesi perişan oldu.
4 gün önce evden çıkmış ve 1 aydır haber alınamıyor. enteresan bir anlatım..
yorum yapanlardan biriside şöyle bir yorumda bulunmuş.
samsun doğudan çok göç aldı şimdi de çekiyorlar böyle.
Dogru.İsabetli bir analiz.
Doğulunun doğudan çıkmaya ne hakkı var.Memleketin tapusu batılı ve Karadenizli vatandaşlara ait....
Yorumuna tüküreyim adam.Zihniyetine bippppp...
Neyse bunları geçelim de bu hafta sizlerle paylaşmak istediğim kendi fikirlerimi yazayım.
Burası sanal,buradan adam çıkmaz,helede dostluk arkadaşlık ve aşk meşk hic çıkmaz.
Deriz,derizde sanaldanda çıkmayız.Selamlaşdıklarımız insanlarada anında "ooo canım hşg,nasılsın kardeşim yada inceden inceye yaklaşım durumlarıyla tatlim,birtanem,nerelerdesin,vallahi özledim"deriz.
Bu ne çelişkidir.Bunun adı aslında çelişkiden ziyade başka bir şeydir ama ben gene uzun bir "bippppp" yazayım.
Her insanın sıkıntılı zamanları olur.Yanında bir dert ortağı arar.Paylaşmak ister.Yazen44 ü aramışım.Konuşmusuz.Dertleşmişiz.Ben içtenlikle ona açılırken onun samimi sözleriyle moral bulmuşum.Ben “abim nasılsın der demez “ Yazen abimin “ooo can gardaşım” deyişini duyar duymaz inanın icimdeki stres ve sıkıntının büyük bir bölümünden kurtuluyordum.Yıllardır bu sanaldan tanışırız....
Türkiye'ye geldim.Alameynle haberleşdik,kalkdı geldi sağolsun.Birkaç gün beraber kaldık. Annesinden ,ablasından (serap ablamdan) selamlar getirdi Neler paylaşdık neler..Ben ona voleybol oynamasını,oda bana plajda namaz kılmasını ögretti(hamdolsun..işin esprisi tabi ki.).”Kalk lem çay kahve yapta içelim”lafına “lem mutfak orada git yap,bana misafir ayağı yapma”diyecek kadar içli dışlı olmusuz.Balkon ve plaj sefalarımızı anlatsam üç güne bu yazı bitmez:) Yıllardır bu sanaldan tanışırız..
"Abi Furkanı sünnet ettiriyoruz ha,haberin olsun".(Furkan sanaldan tanıdığım Muradımsın nickli arkadaşımın oglu).Kalkdım gittim.5 saatlik bir yol.Ama kapıda beni gören Bilalın "abiiiii hoşgeldinnnn"diye bana bir sarılması vardı ki,saatlece direksiyonda olmanın verdiği yorgunluktan eser kalmadı.İki gün boyunca beni nasıl ağırlayacağını şasırdı.En sonunda “lem Muri beni bırak işlerle ilgilen havuç”demek zorunda kaldım.Yıllardır sanaldan tanışırız.......
Oyundayız,birisi geldi,oyunu izliyor.Laf arasında Iğdırlı oldugumu öğrenince "bende Iğdırlıyım"dedi.Tanışdık.Babasına anlatmış.Babasıylada tanışdık.Erkek kardeşi yokmus.Ama birkaç hafta sonra abisi oldum.Arada bir ben ona “kız sen bu gidişle evde kalacaksın,bak bir yıl daha geçti” diye takılırım.O da bana "abi ben evlenirken geleceksin haaaa,annemde zaten ağabeyinde gelmeden olmaz"diyor diyecek kadar yakınlaşmısız.Yıllardır sanaldan tanışırız.........
Manisadayım.Haydi bir İzmire gideyim,biraz alışveriş yapar gezerim dedim.Sunucularımızdan meliste İzmirli.Geçen sohbet ederken "dost bu tlf numaram,İzmir'e gelirsen mutlaka beklerim" demişdi.Aradım.Ben İzmiride pek bilmem.Kalkdı geldi,beni görünce bana doğru öyle bir gelişi vardı ki sanki yıllardır görmediği bir kardeşi gurbetten gelmiş.Zaten o beni tanıdı,bende onu gördüm ama emin olamadım.Çünkü ben 35 li yaşlarda birisini bekliyordum."Bu melis degildir ya bu olsa olsa 23-24 yaşlarındadır"diye düşünüyorken Melis olduğunu gülerek bana doğru geldiğinde anladım.Arabaya bindik ve beni söforüyle tanışdırırken bu "candost iste"demesi,yemek yerken yanımıza gelip bizimle oturan mesai arkadaşı bayana ve aynı mekana yemeğe gelen diğer mesai arkadaşlarına beni tanışdırırken "hani dinlediğimiz radyo var ya,bu arkadaşta oradaki candost"diye tanışdırması ayrı bir keyif ve mutlulukdu benim icin.Çalışdığı yerede gittik,odasına gelen elemanlarınada aynı şekilde tanışdırdı beni.Daha sonra beni arabamın olduğu yere getirdi ve ayrılırkende “dost bak ne zaman yolun İzmir’e düşerse burada bir kardeşin olduğunu bil haaa,uğramadan geçme “demesi ayrı bir mutlulukdu benim için.Yıllardır sanaldan tanışırız……..
Bu ve buna benzer daha çok şey yazabilirim.
Sanal böyle birşey midir.Ki öyleyse bendeki tanımı başkadır.
Ben bu dostlarımı ve internette tanışdığım diger arkadaşları sanal olarak görmüyorsam işte bu yüzdendir…
Şunu unutmayın: Her şeyin yok olduğunu düşündüğünüz anda, gelecek hâlâ yerindedir. Yeni yıl geleceğin ilk adımıdır. Mutluluk ve başarı dileklerimle..
Selam,sevgi ve saygılarımla …
Çarşamba, 17 Aralık 2008
Sabahları sınıfa girdiğimde masamın üzerinde 15-20 tane yumurta,üzeri gazete kağıdıyla kapalı, içinde peynir olduğunu bildiğim birkaç tane tabak olurdu.Teşekkür ettikten sonra herzamanki gibi buna gerek olmadığını,bozulacağını,benim bir buzdolabımın olmadığını,helede olsa bile bu kadar peyniri yumurtayı benim yiyemeyeceğimi her hafta bir kaç defa anlatırdım..
Bizim insanımız işte.İlle ikramda bulunacak.Gözü tok,gönlü zengindi köylülerimin.Asla suistimal etmediğim gibi hocanın bunu kazanç kapısı haline getirmesinede fena halde kızıyordum.
Birgün okul bahcesinde gezinirken lakabı ecevit olan bir köylü geldi.biraz havadan sudan konuşunca aramızda şöyle bir konuşma gecdi.
--hocam kusura bakma ama bu yıl önceden kararlaşdırdığımız için senin sıran seneye kaldı.
--hayrola ne sırası,
--koyun sırası hocam.bayramda verilecek koyun,seneyede sana veririz artık.
--hayrola ağa ne koyunu ne vermesi,
--bayramdaki fitre zekat olayı hocam.bu yıl imama vereceğiz,seneyede sana veririz artık,
--ne alaka kardeşim.ne fitresi ne zekatı.bu nerden cıkdı.
--biz bir yıl imama,bir yılda öğretmene her bayram, her evden bir koyun fitre zekat veririz,
bu yılda sen geç geldin.Hocaya söz verdik.
--kardeşim siz delimisiniz,ekmek,peynir, süt, yumurta,yağ, köyden;su da çeşmeden,maaş da zaten hep cepte,ne fitresi, bize fitre zekat düşer mi be
--hocam dinde yeri var,önce yakın çevrenden başlayacaksın falan
--kardesim,devlet bize maaş veriyor,üstelik benim durumum sizden cokta iyi,imamın dese keza öyle,bu nasıl işdir ya, bu cok yanlış,madem önce yakın cevre,köyde fakirmi yok, verin işte onlara,imama,öğretmene ne diye veriyorsunuz,ben almam ve alan kişiyide kınarım.
Mesele anlaşılmışdı.İmam ve öğretmen koyunları cokta güzel paylaşmışlar daha önce.Bunu ilk fırsatta muhtara da izah ettim.Ve bir hafta boyunca okulda hergün bir saat fitre ve zekat olayını anlattım.Helede imam ve öğretmene kesinlikle verilmeyeceğini özellikle belirttim.
Köy, küçük bir köy,ve haliyle imam bunu duydu.İmamın benim icin camiye geldiği yok diye konuşduğunuda duymusdum.Aramızdaki gizli düşmanlıkta muhtarın bir gün bana "hoca camiye, namaza neden gelmiyorsun"demesiyle açığa çıkdı.Muhtar benden cevap olarak "muhtar senin başka derdin yok mu,imamın dedikodusuna inanıyorsun,hem yiğit adamın alnı yere değmez"lafını duyunca konuşmayı kısa kesip hızla yanımdan ayrılmışdı.
Akşamları köyün gençleri yanıma gelirdi.Çay falan içerdik.Son günlerdeki başlica konumuzda artık fitre ve zekat kimlere verilir,kimlere verilmez olmuşdu.Ve birgün akşam bir kaç yaşlı amcayla beraber imamda geldi.Havadan sudan konuşurken konu geldi namaza.İmam benim azeri asıllı olduğumu ve Azerilerin onlardan farklı bir mezhepten olduğunuda biliyordu ve bana dönerek, gayet sakince "hocam siz neden beş degilde üç vakit namaz kılarsınız"dedi.Bende"bak hoca ben namaz kılmam,ama sende biliyorsun ki biz de zaman kazanmak icin öglenle ikindiyi,akşamla yatsıyı birleştirir kılarlar"dedim.Ama hoca niyeti bozmuş,ikinci soruyu hiç geçikdirmedi;"peki hocam siz neden eli bağlı degil de,eli açık namaz kılarsınız" deyince ben bunun sebebini bilmediğim için "hocam bunları geçelim,sen sebebini daha iyi biliyorsun"dedim ve başka konuya geçdim.
Ama kendime çok kızmışdım.Bunun sebebini neden şimdiye kadar neden öğrenmemisdim ki.Bunun mantıklı bir açıklaması olmalıydı ve bende bunu en kısa zamanda öğrenmeliydim.
Bu olaydan birkaç gün sonra yarıyıl tatili icin Iğdıra gidiyordum.Erzurumda yanıma ben yaşlarda bir kişi bindi.O da Iğdırlı ve Erzurumda ögrenciymiş.Elindeki dini kitabı görünce hemen namaz olayı aklıma geldi.Kardeş şöyle bir mevzu oldu,cevaplayamadım,bu eli açık namaz kılmak nedir,nerden icap ediyor,biliyorsan bana söylermisin" dedim.
Adam bana döndü ve "hoca bunu sana diyen kisi eger gerçek bir imamsa o bunu biliyordur.Ve şu yazarın su kitabınında (yazarın ve kitabın ismini hatırlayamadım.özür.) o imamda olması lazımdır.O kitapta şu sayfada bu konu açıkca yazılıdır,Hz.Ali hep öyle kılmışdır,ayrıca Peygamberimizde şu zaman falan yerde eli açık olarak namaz kılmışdır" deyince ben hemen kağıt kaleme sarıldım."Dur kardeş,ben bunları bir not alayım" dedim ve aynen not aldım.Özelliklede sordum ,"kardeş kitabın o olduğundan,ve helede o sayfada yazılı olduğundan eminmisin,bak ben not alıyorum"diye sorunca "bak hoca daha gecen gün biz bu konuyu üniversitede derste tartışdık ve ben çok eminim" dedi.
Tatildede zaman buldukca dini kitaplar okumaya çalışdım.Dönerken Ankara da bir kaç yere de sordum ama o kitabı bulamadım.Fakat dini konularda eskiye nazaran daha çok bilgi sahibi olmuşdum.Bu daha sonraki yıllarda devam etti ve din hakkında bir çok kitap okudum,araşdırdım.
Köye dönmüşdüm ve fırsat kolluyordum.Gene bir akşam namazdan çıkan bir kaç kişi imamla beraber bana gelmişdi.Konuyu çakdırmadan açdım ve laf arasında ibadetin şekli çokta önemli degil deyince imam konuya atladı.
"Bak imam efendi,sen gecenlerde de böyle birşey demişdin.Ben tartışma çıkmasın diye konuyu es geçmişdim ve sende biliyorsun ki islam alimlerinden şu kişinin şu kitabında o konu açıkca izah edilmişdir"dedim.
İmam bana "hayır hoca o kisinin dediğin kitabı bende var ve öyle bir açıklama yokdur"dedi.
Bunu duyunca içimden kendi kendime "ulan hemşo sana güvendik ama inşallah dediğin dogrudur"dedim ve İmama "zaten o kitabı ben imamım diyen herkes okumalı ve imam olan her kişidede olmalıdır,yoksa ben onun imamlığından şüphe ederim"dedim.
Kitabın gelmesi artık şart olmuşdu ve imam kitabı getirmeye gittiğinde ben köylüye önemli olan ibadetin şekli değildir diye nutuk atmaya başlamışdım.Hatta gaza gelip "bana yada imama verdiginiz fitre ve zekatla sevap degil günah bile kazanırsınız"lafınıda araya sıkışdırmışdım.
İmam elinde kitapla içeriye girincede "bak Ali hocam,hatırladığım kadarıyla şu sayfada veya onun bir önceki yada bir sonraki sayfasında bu konu izah edilmişdir"dedim.Ama içimdende "ulan hemşo inşallah dediğin gibidir ve sayende bu sahtekarın gerçek yüzü acığa çıkar,yoksa benim mahcup olmamı geç,köylünün vereceği ve imamın satıpta parasını yiyeceği koyunlara yanarım" diyordum.
İmam sayfayı açıp okumaya başlayınca ben hemşomun haklı oldugunu anladım ve arada imamın sözünü keserek kitabı elinden alıp kendim okuyup,yorumlamaya başladım.Fena halde gaza gelmiştim ve sanki 1400 yıl geriye gitmiş ve olaya bizzat şahit olmuşum gibi yazılanları anlatmaya yorumlamaya başlamışdım.İmam fena halde bozulmuşdu.
O havayla konuyu fitre zekat olayına getirdim ve maaşı olan bizlere asla fitre ve zekat düşmeyeceğini,bizlerin bu köyde yemek ve içmek icin masraf etmediğimizide söyleyip tüm köylüye bu yüzdende çok teşekkür ettiğimide belirtip masada duran 25 lik stuyvesant sığarasından bir tane de keyifle yakdım ve köylüyede ikram ettim.
Hoca o yıl gene koyunları kapdı.Her yıl 13-14 tane olan koyun sayısı o yıl 6-7 ye düşdü.Bir gün hocanın tayininin başka köye çıkdığı haberide geldi.Koyun sayısı düşdüğü icin hocanın küsdüğü ve kendi isteğiyle başka köye gittiğinide öğrendik.
Yaz tatilinden sonra bende o köyden ayrıldım.İki ay kadar Akdere köyünde ögretmenlik yapdıktan sonra sanki bir halt varmış gibi görevi bırakıp Almanyaya gittim.Gitmez olaydım.
Bu vesileyle uzun yıllar sonra da olsa Ankaranın Haymana ilçesinin İncirli köyü halkına çok ama çok teşekkürlerimi,şükranlarımı,selam ve saygılarımı yolluyorum.Gerçek bir Anadolu insanlarıydılar.Sağolsunlar.
selam,sevgi ve saygılarımla
Salı, 02 Aralık 2008
Selam Dostlar,
ben bu hafta size yaşadığım bir olayı yazmak istedim.Yil 1990.Ankaranın Haymana ilçesinin İncirli Köyü....
Göreve yeni başlamış,birkaç haftalık bir öğretmenim.Daha çicegim burnumda bile değil.Açmamış bir tomurcuk diyelim.:))
(Alameyn lem uzak dur,tomurcuk lafını duyunca hemende yanaşma:) koparmaya kalkma dikenlerim eline batar haaaa)
Okul binasının etrafında keyifle sıgaramı tüttürüp gezerken "iyi oldu be,şu cami hocası
benden daha fazla bilgiye sahip bu dini konularda,daha faydalı olur çocuklara"diye kendi kendime söyleniyordum ki pencereden gördüğüm sahne "yuh sana hoca efendi" dememe sebep oldu.
İmam efendi elindeki cetvelle çocuklardan birisinin parmaklarına vuruyordu.Hemen okula döndüm ve dersliğin kapısını çalarak gel sesini beklemeden sınıfa girdim.İyi dersler hocam diyerek arka sıralardan birisine oturdum.İmam efendi cenazelerde ve mezarlıkta okunmasının farz olduğunu belirttikten sonra kız öğrencilerden birisine "kalk fatiha suresini oku bakayım" dedi.Ayağa kalkan çocuk besmeleden sonra kekelemeye başlayıncada çocuğa bağırmaya başladı.İmam efendi sinirle çocuğun yanına gidip aç bakayım elini deyince ben içimden "bu fatiha birazdan sana okunacak hoca"diyerek ayağa kalkdım ve "hocam bir dakika gelirmisin" diyerek elimle kapıyı gösterdim, ve beraber dışarı çıkdık.
"Ali hocam, Allah aşkına ne yapıyorsun,bunlar daha 7-8 yaşında çocuk,üstelik Türkçeyi bile dogru düzgün konuşamıyorlarken Arapcayı nasıl bilsinler,üstelik bu cetvel falan ne iş"dedim.Cevap olarak "Türkçe çokta şart değil ama duaları bilmeleri lazım" deyince ip kopdu.Hoş bu lafa bende ip değil, halat olsa dayanmazdı.Hoca oradan dogru camisine bende okuluma döndüm.
Ali hoca kısa boylu,seyrek sakallı, 20 li yaslarda,zayıf,imam hatip okulu mezunu birisiydi.İki yıldan fazladır bu köydeymiş.Bense ilk görevim olarak bu köye atanmışım.Köye geldiğim gün hocanın "daha önceki öğretmenin zamanında haftada iki saat sınıfta ben ders veriyordum,istersen devam edebilirim" sözüne karşılık "tabi ki memnun olurum"demisdim.Demez olaydım.
Okulla cami karşı karşıyaydı.Arada sadece okulun önündeki boş alan ve dar bir yol vardı.Haliyle gün içinde birbirimizi görüyor ve uzaktanda olsa selamlaşıyorduk ama bu olaydan sonra ben de her defasında merhaba diyerek selamını alırken merhaba kelimesinin yanına, içimden "bende senin"kelimesinide eklemiyor değildim.
Okul lojmanı olmadığı icin müdür odasını aynı zamanda yatmak içinde kullanıyordum.Okulun lojmanı yokdu ama 50 metre karelik caminin yanında,hocanın kaldığı, yaklasık 150 metre karelik bir ev vardı.Bu evinde köylü tarafından bir kaç hafta icinde hoca icin yapıldığınıda çocuklardan ögrenmişdim.Çoğunluğu akraba olan,geçimlerini hayvancılıkla sağlayan 17-18 hanelik bir köydü.Çok ama çok yardımsever,çok candan insanlardı.Köy halkının tamamı kürt asıllı vatandaşlarımızdan olusuyordu.Köyde kürt olmayan bir imam birde ben vardım.
Sabahları başka köyden gelen bir otobüs Haymanaya gidecek köylülerimizide alırdı.Bende her cumartesi sabah gider,pazartesi öğlen okula dönerdim.Her pazarteside okul öğlen başlar akşama kadar sürerdi.Zaten okulun tek ögretmeniydim ve birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar olan tüm ögrenciler bir sınıftaydı.
O köyde yediğim beyaz peynire daha sonra Avrupada bile rastlamadım.Tüm köylü, peynir,yumurta,süt,ekmek vermek icin yariş yapar gibiydi. Herhangi birşey getireni artık kaldığım müdür odasına götürüp masanın üzerindeki eşyaları göstererek geri yolluyordum.Zaten buzdolabım falanda yokdu.
Bir gün sabah erken kalkmış çocukların gelmesini beklerken imam efendinin yanında iki plastik bidonla yolda durduğunu gördüm.Günaydın faslından sonra otobüs beklediğini ve haymanaya gideceğini söyledi.Ama şeytanda o sabah erken kalmış olacak ki "şu bidonlar ne,yaklaş bir bak diye" kulağıma fısıldadı.Bidonlar peynir doluydu.Şeytanda mesaiye başlamışdı.Bana "sorsana,sorsana, şu peynirler nereye gidiyor,hayrola falan desene"diyede fısıldamayı sürdürüyordu.Hocam evde kalıp bozulacağına Haymanaya götürüp satacağım diyen hocaya en iyisi o hocam demis ve iyi
yolculuklar diledikten sonra içimden hocanın yedi sülalesine bir sürü rahmet ve fatiha duasını okuyarak okula dönmüsdüm.
Alameyn şimdi oradan "lem sen zaten ne kadar dua bilirsin ki" diyecek ama ben dua ederkende Türkçe dua ederim.:))) Kurban olayım bu Türkçeye,dünyada bundan zengin bir dil daha yokdur.:))))
Arkadaşlar devamı haftaya diyelim ha:)
Haftaya imamın beni ve mensup oldugum mezhebi (yemisim mezhebini,ne anlar nede anlamak isterim) din dışı ilan etmesi ve düşmanlıgın alenen ortaya çıkması olayıda var ki,
ben kaçırmayın derim:)
selam,sevgi ve saygılarımla,
Cuma, 21 Kasım 2008
Selam Dostlar,
Baştan şunu ifade edeyim de;ben bu internet olayını sanal olarak görmem.
Beş yılı geçkin bir süredir internete takılırım.Yıllar önce Sezen Aksuyla yapılan
bir söyleşiyi okumuştum ve orada Sezen Aksunun "pek dışarı çıkmam,evde
internete takılıyorum,zaman böyle daha eğlenceli geçiyor" diye bir açıklaması
dikkatimi cekmişdi.
O zamanlar bu nedir,ne degildir diye merak etmemişte değildim ama zaman ve diğer
alışkanlıklar bu konuyu aklımda tutmama engel olmuştu.
Büfe calişdırmakla başlayan Almanyada ki çalışma hayatım lokanta,manav,market,taşeronluk ve spor toto bayiliğide dahil bir çok uğraşla geçdi.
Arada kısa süreli internet cafe,araba alım satımı ve oyun salonu işletmek gibi
şeylerde yaptım.
Her sabah saat 9:30 da kahvaltı faslımız olurdu çalısan arkadaşlarla.
Uzun bir masa etrafında yaklaşık 20 kişi.Gırgır şamata ve bir gün önce
kahvede oyunlarda yenenlerin yenilenlere takılması falan derken yarım saatlik
mola bazen 45 dk ya çıkıyordu ama sağolsunlar bunuda yarım saat geç paydos
yaparak telafi ederlerdi.
Birgün akşama sende gel abi dediler.Tamam dedim.Gittim.Bayağı eğlenceli geçti.
Ertesi gün bende katıldım bunlara.Birkac gün böyle sürdü.Birgün beklerken arkadaşlardan
birisi ya onlar geç gelir gel şu internette azıcık oynayalım dedi.Nasıl oluyor derken pc
başına gecdik.İnternetle tanişdım..Hala samimiyiz sağolsunJ
Nick ne ya derken arkadaş bana almış bir nick.İnanın farkında değilim ne nedir diye.
Bilardo oynuna bir dalmışım ki artık günde 15-20 defa oynuyorum.Bunda “Muradımsın”
nickli bir kişininde rolü var.O kadar saygılı ve seviyeli ki,davranışlarıyla,hitap şekliyle.Aramızda adı
konulmamış bir samimiyet oluşdu.Hala da sürmekte.Zamanla kardeş gibi olduk,ve hala öyleyiz.
Ona buradan cok teşekkür ediyorum.
Degişik arkadaşlıklar kurulmaya başlandı.Sohbetler.Oyunlar.Gerçek hayatta görüşmeler.
Degişik bir arkadaş çevrem oldu.Ve bu arkadaşlar çoğalınca elemelerde başladı.Örneğin
20 yaşında şirket sahibi olanlar,bir manken ölçülerine sahip olanlar,hayatında yalan konuşmayanlar,
İçki,sıgarayı gecin,başını secdeden kaldırmayanlar ve helede Dr üç aylık ömrün kaldı diyor diyenler
ve sapasağlam haline kanser,tümor diye hastalık icat edip duygu sömürüsü yapanlar,kadın haliyle
erkek nicki alanlar,erkek olduğu halde kadın nicki alanlar vs.vs. Hem eledim,hemde elendim.
Duygusal ilişkilere tanık oldum,bende yaşadım.Burası sanal be,buradan sağlam arkadaşlık mı
olur diyenlere inat evlenip mutlu olanlarda gördüm.Burası sanal be ne sevgisi ne aşkı diyenler oldu.
Büyük sevgilerede şahit oldum.
Elimden geldikce olduğum gibi olmaya çalışdım.Kimseyi kırmamaya çalışdım.Bu arada yalan da
konuşmadım desem havuçluk yapmış olurum.Mesela Aysun ablamı patron geldi cıkmalıyım
diye de uzun zaman kandırmadım degil.Aysun da her defasında “abi senin bu patronun ne kötü adam adam deyip abisini sevdiginden, olmayan patronu az kalaylamadı..
İnterneti asla kötü bir şey olarak görmedim.görenlerede inan yanlış düşünüyorsun dedim.Aslında
madem kötü,ne nane yemeye hep nettesin demek de var ama elimden geldikce demedim..
Ha zararını görmedim mi,hemde büyük zararını gördüm.Mesela Alameyn i tanıdım,bundan büyük
zarar mı olur.Tanışdık tanışalı kısmetim kapandı.Adam bir sıra vermedi ki söyle çatır vatır bir flört edeyim.
(vatır nedir demeyin,çatır çatır lafını bile yazamayan adamın flörtten anlamadığının bir göstergesi işte)..
Ama dostum oldu,kardeşim oldu.Yıllar oldu tanışalı.Dostluğunu hep hissettim.Birbirimizin ailesini
tanımadan ailenin bir ferdi gibi olduk.Evde şu arkadaşı bir arayayım dediğimde Alameyni aradığımı
anlıyorlar.Ya bu vicdansız dünden beri nette yok dediğimde Alameyni kastettiğimi biliyorlar.Telefona
annesi çıkınca ben can demeden anacığım nasılsın dediğimi duyar duymaz ooo can evladım sağolasın iyiyim,annen baban nasıl oğlum diye sormasından belli ki bende o ailenin bir parçası olmuşum.
Ve bundan büyük keyif alıyorum.Sağolasın Alameyn,iyi ki varsın,iyi ki seni tanımışım.
Uzun sözün kısası,ben bu neti tanıdığıma memnunum.Sizleri tanıdığım içinde kendimi şanslı
sayıyorum.En başta Alameyn olmak üzere oradan birilerinin “biz seni tanıdığımıza hiçte memnun degiliz”
dediğini duyar gibiyim ama artık yapacak bir şey yok.Onlara başa gelen çekilir lafını benimsemelerini
tavsiye ediyorum.Çünkü benden kurtuluş yok.:)
Selam,saygı ve sevgilerimle…
Salı, 28 Ekim 2008
Sevgili dostlar,
Ülkemizin en büyük bayramını kutlayacağımız bu hafta,aklıma
takılan bir şeyleri kısaca yazmak istedim.
Gemisini kurtaranın kaptan sayıldıgı,ateşin sadece düşdüğü yeri yakdığı,vatan evlatlarının cenazesinde siyaset yapıldığı,terörist başının affedilmesinin konuşulduğu,iyilik sever ve dindar vatandaşlarımızın paralarının Allah, kitap,sevap diyerek cebe atıldığı,ülkemizin değerlerinin yabancılara satıldığı ve ülke nüfusunun yarıdan çoğunun açlık sınırında yaşadığı bu günlerde ve bunlara sebep olanlarla bu bayramı kutlamak insana ne kadar sevinç ve gurur verebilir ki.
Bu bayramı bize armağan eden ulu önder Atatürk ve silah arkadaslarının aklına bu hale düşebileceğimiz
gelmiş olsaydı bunun icin mücadele ederlermiydi acaba diye düşünmüyorda değilim.
Acele Edin ve Defolup Gidin... ..
'Oturumunuzu sonlandırmaya geldim, Meclisi yaptığınız her icraat ile kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son vermeye geldim, Siz ki fitneci, fesatçı, meclis üyeleri, siz ki iyi bir hükümet olmak dışındaki her şey!!Kiralık sefil yaratıklar, zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa çıkaranlar, birkaç kuruş için Tanrı'ya ihanet edenler, içinizde bir parça da olsun erdem kalmadı mı? Bir parça vicdan da mı yok? Atım kadar bile dindar değilsiniz! Altın sizin yeni Tanrınız olmuş! Satılığa çıkarmadığınız bir değer de kalmadı.. Ulusunuz adına iyi bir şey düşünemez misiniz? Sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz bu kutsal meclisi, o varlığınızla kirletiyorsunuz! Tanrının kutsadığı bu meclisi, ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline çevirdiniz! Halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız. Siz ki, halkın umutsuz dertlerine çare olmalıydınız. Kendiniz halka en büyük dert kaynağı oldunuz! Ama ülkeniz beni asırlardan beri temizlenmemiş bu ahırı temizlemeye çağırdı! Ve bu gücü de bana Tanrı verdi. Bu şeytan ocağını yönetmeye geldim. Vay halinize! Şimdi derhal defolun!!! Acele edin rüşvetin köleleri! Acele edin, gidin! Süslü saltanat eşyalarınızı alın ve defolup gidin!..
Yukarıdaki söylevin sözleri, tarihte demokrasinin beşiği diye bilinen İngiltere'de geçmiştir.. Yukardaki sözleri sarf eden kişi, 1653 senesinin 20 Nisan günü, meclis çatısı altında kükreyerek nutuk atan General Oliver CROMWELL isimli, sadece ülkesinin çıkarlarını kollayan yurtsever bir generaldi.. ...Ve bu nutuk tarihi şekillendiren 50 söylevden biri sayılıyor.
Pardon, siz ne sanmıştınız?...
Pazar, 21 Eylül 2008
Her şey insanlar için,
acılar,mutluluklar,sevinçler,gözyaşları,kahkahalar;
yazdan sonra sonbahar,kıştan sonra bahar gelir,
o yüzden içinde bulunduğun zamana bakarken yaz diye sevinme,kış diye kahretme,
sonrasına bak,sonrasını düşün.
sonbaharda inişe geçmek,baharda çıkışa geçmek sadece otlara mahsusdur,insanlara değil.
insan inişleri çıkışları her mevsimde yaşar.
Sonbaharda ağaçlar yapraklarını insanlar sevincini kaybetmişde olabilir,
ama ağaçlar yapraklarını kaybederken senin içinde çiçekler de açabilir.
Bak sende bir sonbaharda gelmiştin ama bir ilkbahardada gittin bebegim
ama düsün;
ben mi değişdim,dünyamı değişdi,yoksa şartlar mı değişdi.
Düşün.stratejini belirle.
Ama bunu yaparkende kendine karşı dürüst ol,
artılarını eksilerini düşün;
asla kendine göre değerlendirme.
Çıkarlarına göre davranarak akıllı olmayı değil,
doğrudan yana olup dürüst ve onurlu olmayı tercih et.
Karşındaki kişiyi yada olaylarıda anlamaya çalış,
onun haklı olabileceğinide unutma,
dünyada bahar yaz ayları hüküm sürerken senin kalbin sonbaharı yada kışı yasamak zorunda kalabilir.
Ama unutmaki mevsimler kalıcı degil değişkendir.
Dünya sonbahara,kışa geçerken sen bahara yaza geçeceksin.
Yeterki umudunu ve icindeki sevgiyi koru kaybetme
Salı, 09 Eylül 2008
Selam Dostlar,
Uzun bir aradan sonra tekrar yazılarımıza başladık arkadaşlarla;
gönül isterdi ki yazılarımız ülkemizin,çevremizin güzelliklerini anlatsın,yansıtsın
ama maalesef her zaman arzu edilen olmuyor.
Görsel ve yazılı basına bakdığımızda bu cennette ne kadar olumsuzluk olduğunu
hepimiz görüyoruz.Helede özellikle terör.
Ben bu yazımda su lanet olası terörden bahsetmek istiyorum.
Nedir,ne degildir,biz neden buna bu kadar taviz veriyoruz,medeni dünya buna nasıl
bakıyor.
Ve benim aklıma takılanlar,
10 eylül 2001. İstanbulda Almanya Baskonsoloslugunun yakınlarında bir intihar bombacısı iki polisimizin şehit olmasına sebep oldu. 20 kişi yaralandı ve bunlardan Avusturyalı bir kadın turistte sonradan öldü.
Olayı üstlenen son sekiz yılda 53 cinayeti üstlenen DHKP-C denilen marksist-Leninist bir terör örgütü.
Ve o tarihlerde bu örgütün Brükselde kapısında bayrağı sallanan bir bürosu,Hollandada çıkardıgı bir gazete vardı.
Nato ve Avrupa konseyi üyesiyiz.Avrupanın yapdıgına bakın. O tarihe kadar 35 000 kişiyi teröre kurban vermişiz.Ama yanlızız.
11eylül 2001.New york da Dünya Ticaret Merkezine,Washington da ki Pentagon binasına yapılan terörist saldırıda 3 000 kişi ölünce dünya şaşkına döndü.ABD baskanı Bush terörizme dünya çapında karşı koymak icin güçlerini harekete gecirdi.
Avrupa desen lanetler okuyor bu saldırıya.
Bizde yıllardır var bu terör,ve tam 12 katı insanımızı kaybetmişiz.Avrupadan tık yok.Ama bu defa ölenler Amerikalı,ülke işgalleri,insan avları baslıyor.
Papucun pahalı oldugunu gören Avrupa da bu defa mayıs 2002 de PKK ve DHKP-C yi terörist örgüt listesine alıyor.O zamana kadar akılları nerdeydi acaba.
1793-1794 yılları arasında Fransız Devrimine karsı yürütülen baskı rejimi döneminde
300 000 kişi tutuklanmış,17 000 kişide öldürülmüşdür.
Terörizm kelimeside ilk o dönem kullanılmaya başlanmışdı zaten.
Kendi ülkesi ve kendi halkı söz konusu olunca 300 000 kişiyi tutuklayan,17 000 kişiyide gözünü kırpmadan öldüren Fransa şimdi terör örgütlerine kuçak acıyor.Helede bu örgütler
Türkiye alehtarıysa destekliyor.En bariz örnegide asala denen aşagılık terör örgütü.
Fransanın terörizm uzmanlarından CLAUDE MONİQUET in açıklamaları var.Fransa 1982 de Türk Diplomatları hedef alan aşagılık asalayla bir anlaşma yapmış,asalanın ülkesini üs olarak kullanmasına göz yummuş,dahası izin vermişdir.
Ve ödül olarakta 1983 temmuzunda Orly havaalanında 8 kişinin öldügü 52 kişinin yaralandıgı bir eylem aldı.Ölenlerin 4 ü de Fransızdı.
30 000 kişinin ölümüne sebep olan pkk yı terör örgütü saymayan Almanya 1993 yılında pkk nın Almanyada sadece trafigi alt-üst etmesi üzerine pkk yı yasa dışı örgüt ilan etti.
Ama daha sonra iki Alman yetkili 1997 yılında terörist başı Öcalanla Şamda bir araya geldi ve
yumuşadıklarını ve ülkelerinde karmaşa cıkarmamalarını istediler.
Buna rağmen Almanya Federal savcılarından KAİ NEHM pkk nın terör örgütü degilde adi bir suc örgütü oldugunu söyledi.Amaç da bir çok terörist eylem ve cinayete karışan pkk yetkililerinin hafif cezalarla kurtulmasını sağlamakdı.Ki bunuda 1997-1998 yılında yapdılar.
Bazı ülkeler komşu ülkelerden taviz koparabilmek için o ülkenin yasa dışı terörist örgütlerine destek verirler.Mesela Fransa ve Suriye.
Aslında sayısız örneği var da şimdilik bu kadar yeter diyelim.
Kısacası bunları sıradan bir vatandaş olan ben biliyorum da bizim yöneticilerimiz bilmiyor mu.
SAYIN YÖNETİCİLERİMİZ UYANIN ARTIK..CANLARIMIZ TOPRAĞA DÜŞMESİN ARTIK
Hani birde şeytan gelir insanın aklını karişdırır ya bazen.Ve bu alçak şeytan ne zaman MEHMETÇİKLERİMİZ alçakca bir saldırıya uğrarsa o zaman gelir benim aklımı karışdırır.Ve bana hep şunu der.
"Bu ülkede neden bir politikacı evladı,neden bir general evladı,neden bir zengin evladı ŞEHİT olmaz".
Bende bu alçak şeytana "de get lem bilmiyormusun bizim ülkemizde tesadüfde zenginden ve torpilliden yanadır" diyorum.
Sonra ikimizde haklıyız diyoruz mecburen........
selam,sevgi ve sayğılarımla.