Cuma, 23 Ocak 2009
[SIZE=1,5][B]1970'li yıllar. Ben ilkokula gidiyorum. Evimizde bir pikap ve bir sürü plak. O zamanlar birkaç tane de Barış Manço'nun 45'liği vardı. Bir tanesi eve ilk gelen plak olduğundan daha çok dinlenirdi. : Dağlar Dağlar. Neredeyse benimle yaşıt bu parça, o yıllardan bu yana pek çok defa çalındı durdu. 1990'larda Barış Manço'nun CD'lerini biriktirmeye başladığımda artık elimde olmayan o eski 45'likleri dinlediğim eski günleri hatırlardım. Gerçekten, bu sanatçının eserleri yıllar geçse dahi güncelliğini koruyordu. Sadece sanatçı değil, aynı zamanda Ülkemizin olabilecek en iyi şekilde bir tanıtımcısı, elçisi, bir kültür Adamı niteliği ile yeri doldurulamayacak bir kayıbı oldu Türkiye'nin. Her parmağında ayrı bir yüzüğü, uzun saçları, hızlı konuşması ve her milletten insan ile kurduğu canayakın, sıcak iletişim ile gönüllerimizdeki yeri apayrıydı O'nun.
"İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok"
Barış Manço; "ADAM OLACAK ÇOCUKLAR"ın ADAM gibi olan abisi...Çocukluk hayallerimizin yolbaşcılıgını yapmıştır degerli Manço..ben yaşlardaki bir cok insanın o dönemin çocuklarının pazar günlerini iple çektiği günlerde güzel yüreğini ,güzel kelamlarına nakleden,şarkılarıyla hayata ve geçmişimize dair bizlere çok şey ögreten Adam...Adam gibi Adam...
O derdi her daim; ADAM olacak çocuk bir başka yapmalıdır sevdiği işi...Adam gibi yapmalı ki yiğit, Adam gibi Nam ile adlansın...Kendi yaptığı gibi işinin ustalığını şart tutardı minik yüreklere...Tornacıda olsak ona göre ayrı bir maharet ile sıkmalıydık ,vidaları somunlarına...Bir başka vurmalıydık "TAR" ın tellerine ...Ezgileri name yazarcasına işlemeliydik masum yüreklere...gözlerimizden sadece sevgi incileri dökmeliydik..üzüntüleri def ederek dünyayı kucaklamalıydık cedd-i alimizden miras almışçasına...
TARİHİ MÜZİKLE SEVDİREN ADAM
"Ağzı açık gözü toklar buyursunlar baş köşeye
Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye
Nefsine hakim olursan kurulursun tahtına
Çalakaşık saldırırsan ne çıkarsa bahtına"
Yadıma ne zaman düşse barış abi bu dizeler dökülür dudaklarımdan...Gönlü tok ,özü pek olmayı nefse zincir vurmayı tembih eder bizlere dedekorkutça...
"Nazar eyle nazar eyle nazar eyle gel yanıma pazar eyle
Yüce hakan sefere gitmiş
Bilge hatun dokuz doğurmuş
Dokuz oğlan beş yaşına gelmiş
Dokuzu birden kılıç kuşanmış
Nazar eyle nazar eyle nazar eyle gel yanıma pazar eyle"
Bazı zaman orta asya steplerine alır götürür.. Avuçlarımda saklı kalan dua içtenliğiyle ,rahmet salarım o zaman...Katır değil,at toynaklarıyla fethe çıkan ceddimin,nazar ederim geçmişin tozlu sayfalarındaki destanlarına...Kös sesiyle ölüme güle oynaya toy yaparcasına koşan gencecik osmanların,ibrahimlerin,ismaillerin hayatlarına sevdalanırım...Kılıçların sessiyle gelen barışın huzuruyla el ederim geçmişe...
"Kiz dedigin nazli olur
Erkekse mangal yürek
Er kisinin yaninda hatun gerek
Kiz dedigin nazli olur
Erkekse mangal yürek
Er kisinin yaninda hatun gerek "
Er kişinin sevdasını anlatır ...Er kişi olan ademoğluna yakışan bir havva kızını gönle oturtur hatuncasına...fazla söze gerek yok der sevdimi adam er'ce hatun'ca bir yara sevdiceğim demeli bağlanmalı ,yanmalı ,susamışçasına kanmalı yana yana...
Sözlerin yağmur misali bulutlardan akması gibi, dilden dökülmesi anlatmaya yeter mi bilmiyorum seni...Ancak her duamızda,her hatıramızda yer etmiş olman bir rahmet deryasına seni salmıştır umarım...Allah mekanını cennet kılsın...Ödüllerin en güzeli ile ödüllenmen dileğiyle...
Vefatı!nın 10,nuncu yılında Rahmet Ve Şükranla Anıyoruz Seni Sevgili Barış MANÇO.....Barış Abii.Seni hiç Unutmadık Unutmayacagız.
Herşey gönlünce ve dilediginizce olsun.[/B][/SIZE]
Salı, 13 Ocak 2009
[SIZE=2][B]Bir grup bilim adamı tarafından yapılan çalışma “Dünyanın en tehlikeli canlıları” başlığı adı altında bir gazetede haber olarak yayınlandı.
Haberde, yapılan çalışmanın detayı verilmemiş yalnız varılan sonuçlar açıklanmış.
Bilim adamları bu çalışmayla Sürüngenlerden balıklara, böceklerden arılara, kelebeklerden, örümceklere kadar birçok canlı türü üzerinde yaptıkları incelemeyle en tehlikeli canlı türlerini belirlemeye çalışmışlar.
Ortaya çıkan bazı sonuçları sizlerle paylaşacağım.
Afrika’da yaşayan gaboon çıngıraklı yılanın zehiri 30 insan öldürecek güçte. Hindistan ve Güney Asya’da yaşayan Kral Kobra adlı yılanın zehiri ise 1 fil veya 20 insanı öldürecek güçte olduğu söyleniyor.
Kolombiya’da yaşayan ve boyu sadece 2 cm olan dort poison frog adlı kurbağa dünyanın en zehirli canlısıdır. Zehiri 150 insanı aynı anda öldürebilir.
Ortadoğu’da yaşayan Sarı Akrebin 1 mg zehiri 1 insanı 1 saatte öldürmeye yetiyorken, Dünyanın en zehirli örümceği sydney funnel’in zehiri ölüm süresini 30 dk indiriyor.
çöl çekirgelerinin bir günde tarım alanına verdikleri zarar 500 insanın 1 yıllık gıdasına denk geliyor.
Liste uzayıp gidiyor, arılar, kelebekler, piranalar ve birçok deniz canlısı…
Birçoğu bir parmaktan daha küçük olan bu canlıların ortak özelliği ise, kendilerine bir saldırı yapıldığında veya bölgelerine girildiğinde tepki veriyor veya saldırıyor olmaları.
Bilim adamları tarafından dünyanın en tehlikeli canlıları ilan edilen ve yaratılışları (doğaları) gereği bu tür davranışlar sergileyen canlıların, hepsi böcek ve hayvanlardan oluşuyor.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor. Bu canlıları böcek ve hayvan olarak isimlendiriyoruz da, Filistin’de binlerce İnsanın ölümüne sebep olan, Ehud Barak ve Ehud Olmert’i daha öncesinde Ariel Şaron’u, Irak’ta ve Afganistan’da milyonlarca insanın ölümüne sebep olan W.Bush ve baba Bush’u ne olarak isimlendirmemiz gerekiyor.
Avrupa’nın göbeğinde binlerce Bosnalının katili Miloseviç ve Kararciç’e, Karabağ’da yüzlerce Azerbaycan Türkünü öldüren Ermenilere, Türkiye’de binlerce insanın ölümünden sorumlu bebek katili Abdullah öcalan’a ne ad vereceğiz.
Avrupa’da Yahudi soykırımı uygulayan Hitler’i, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası attıran ABD başkanı Harry Truman’ı, Kafkasya’da milyonlarca İnsanı öldüren Stalin’i ve Lenin’i nasıl isimlendireceğiz.
Sadece kendilerine bir zarar gelecekken saldıran ve tek seferde en fazla 1 kişiyi öldürebilen sürüngen ve böcekler, yukarıda isimlerini saydığımız ve tek seferde binlerce insanı öldürenlerden kat be kat daha çok insan olmayı hak ediyorlar.
haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalın.....[/B][/SIZE]
Salı, 06 Ocak 2009
[SIZE=1,5][B]Değerli okurlar bu yazımda sizlerle Hz. Ali efendimizin evlatlarına yapmış oldukları nasihati paylaşacağım.
Ey oğul! Akıllı ol! Akıllı; şehvetten uzaklaşan, ahireti dünya ile değişmeyendir. Akıllı, yalnız ihtiyacı kadar ve delille konuşur, sadece ahiretinin ıslahı için çalışır. Akıllı, günahlardan sakınır, ayıplardan uzak durur.
Ey oğul! önünde çıkılması ve geçilmesi pek güç bir basamak vardır. Orada yükü hafif olanlar ağır olanlardan daha kolay geçer. üzerinden zorla geçenler çabuk geçenlerden daha zararlıdır. Bu basamağa ulaşan her insan ya Cennete veya Cehenneme gider. Bu menzile ulaşmadan önce kendi nefsine dön ve hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. Oraya ulaşmada yolunu düzelt. ölümünden sonra Allah’ı razı etmek için sana hiç fırsat verilmez.
Ey oğul! Yerin ve göklerin içinde bulunan her şeyi elinde tutan Rabbimiz, sana kendisinden istemek ve dua etme nimeti verdi. Duana icabet edeceğine de söz verdi. Sana bir şey vermesi için kendisine dua etmeni emretti. Ondan rahmet dile ki sana rahmet etsin. O, seninle kendisinin arasına bir perde koymadı ve seni korumak için başkasına teslim etmedi.
Ey oğul! Bir kötülük işlediğin zaman O’na dön ve tövbe et. O, kendi¬ne döndüğün için seni ayıplamaz. İşlediğin günahın cezasını vermekte acele etmez. Yaptığın suçu başkalarına bildirmez. Tövbe etmeni de zorlamaz. Günahları niçin işlediğin hakkında seninle münakaşa etmez.
Ey oğul! Allahın rahmetinden ümidini kesme. Ancak O, günahtan dönmeyi sevapla mükâfatlandırır. Kötülüğün karşılığını bir, iyiliğin karşılığını da on misli kabul eder.
Sana dönme ve tövbe kapısını açık bıraktı. O’na hitap edersen hitabını duyar, içinden bir şey istersen, ne istediğini bilir. O, gizliyi açık olan şey gibi bilir. İstediğini arz etmeden, içini Ona dökmeden dertlerini ve sıkıntılarını bildirmeden O bilir. İşlerinde muvaffak olmak için Ona sığın.
Ey oğul! Yapacağın işler senin ve dinin için hayırlı olsun. Sana günah yükleyecek işleri yapmaktan sakın. Mal yanında kalmaz, sen de malın yanında kalmazsın. Dünya için değil, âhiret için yaratıldın. ölüm için yaratıldın, burada yaşamak için değil.
Ne zaman terk edeceğini bilmediğin bir menzildesin. âhiret için kâfi derecede azık hazırlayabileceğin bir yerdesin. âhiret yolunu tutmuş, gitmek üzeresin.
Nereye kaçarsan kaç, seni takip eden ölümden kurtulamazsın. Onun seni bir kötülük üzerinde iken yakalamasından ve tövbe etmemekten kork.
Şayet böyle bir şekilde yakalanırsan kendi kendini helak etmiş olursun. O zaman seni hiçbir kimse kurtaramaz. ölümü çok hatırla. Bugün ele geçirmek için çırpındığın ve âhirette kendisinden hesaba çekileceğin şeyleri şimdiden düşün. Hesap için hazırlıklı ol.
Ey oğul! İnsanların dünyada uzun süre yaşamaları ve istedikleri gibi gezip tozmaları seni aldatmasın. Dünya, havlayan köpek ve vahşî hayvanlar gibidir. Birbirlerine saldırırlar. Zengin fakiri yer, büyük küçüğü ezer, kahreder.
Bazıları konaklamış kervanın hayvanları gibi bağlı, bazıları da bağından boşanmış, başıboş, sonu meçhul bir yolun yolcusu olmuştur ki, bunlardan birinci grup fakirler ve hiçbir şeye gücü yetmeyen zayıflar; ikincisi ise, kuvvetli olanlardır.
Bil ki, bunlar sarp bir vadide bela ve âfete uğramış sürüler gibidir. Kendilerini güdecek bir kimse olmadığı gibi, bu vadiden kurtuluş yolunu gösterecek de yoktur.
Bunlar, dünya denizinin içine girerek dalgalarla ölüm kalım savaşı verdiler. Dünyayı bir kurtarıcı sandılar. Oynadılar, oynaştılar, fakat ondan sonrasını düşünmediler.
Bu gafletten uyanıldığı zaman cehaletin haktan gizlediği şeyler şüphesiz meydana çıkacaktır. Bütün insanlar bineklere binmişler, pek kısa bir zaman sonra da bu neticeye ulaşacaklardır.
İlim maldan hayırlıdır!
Ey oğul! Her isteyen isteğine kavuşamayabilir. Her kötülük işleyen de mahrum olmayabilir. Bir kötülük seni en üstün mertebelere ulaştıracak olsa bile kendi nefsini ondan alıkoy. İlim, maldan daha hayırlıdır. İlim seni, sen de malı korursun. İnsan, malı kendisini korumak için toplar. Fakat malı toplarken kendini onun yolunda harcamaktan sakın. Aksi takdirde kaybettiğin şey topladığından çok daha hayırlı ve iyidir.
Allah ile aranda bir perdenin olmasını istemiyorsan açgözlülükten sakın. Tamahkârlık seni felâkete götürür. Sen kendine düşen payı idrak edebilir ve ona uyabilirsin. Allahtan gelen az da olsa kullardan gelen çok şeylerden daha iyidir.
Ey oğul! Ahmak adamın seninle irtibatı kesmesi, akıllıya kavuşmaya denktir.
Ey oğul! Susarak kaçırdığın bir şeyi telâfi etmek konuşarak gücendirdiğin bir kalbi tamir etmekten daha kolaydır. Tulumdaki suyu muhafaza etmek, ağzını sıkı bağlamakla olur.
Bu vesile ile 2009 Senesinin Dünyamıza,Ülkemize,Ve Tüm Candostlara,Sağlık,Huzur,Bereket ve mutluluk Getirmesi dilegi ile.
Yeni Yılınız Kutlu Olsun.[/B][/SIZE]
Çarşamba, 17 Aralık 2008
Zamanlama!
Ne oldu memleketime?
Ne yaptınız ülkeme?
Haberleri okuyorum,
İlkokulun boş bir sınıfında diğer arkadaşları tarafından uygunsuz şekilde basılan ilkokul öğrencileri!!
Okul çıkışında birbirlerini bıçaklayan liseli erkekler.
Aynı erkek için birbirlerine bıçaklarla saldıran liseli kızlar!
İçim kararıyor!
Radyoda hüzünlü bir türkü.
Bu türküler hangi acılarla harmanlandı, söylendi?
Türkülerimize ne oldu?
Adı Türkü bar;
Türkü barlarda çalan bölücü Kürtçe parçalar.
Zafer işareti yapanlar!!!
Bir alt sokaktan kalkan şehit cenazesi!!!!
Ülkemin bir bölümünde koskoca Türkiye’nin başbakanına meydan okuyan sokak köpekleri
..
Azgın, arsız, öfkeli ,ekmeğini yediği eli ısıran!!!!
Binlercesinin karşısında kalkanlarının ardına saklanıp kendilerini bile korumaktan aciz hale getirilmiş (bir avuç) devletimin polisleri!!
Şehitler ölüyor , vatanda bölünüyorken televizyonda her tür milliyetçiliğe karşı olduğunu söyleyen bir başbakan.
120 filmini mutlaka herkes ailesi ile beraber izlemeli.
120 çocuğun Van’da neler yaptığını öğrenmeli!
Bu vatanın uğruna ölmeye değer olduğunu bir kez daha herkes görmeli.
Ermenilerin Van’da ,Kars’ta ve de özellikle Erzurum’da neler yaptıklarını hatırlamalı!
Çocuğuma okulundan para getir demişler.Mustafa filmine gideceklermiş.
Büyük Türk ATAtürk’ü ayyaş, zorba, anti sosyal psikopat bir kişilik olarak gösteren bir filme oğlumu nasıl göndereyim?
Eskiden Kara Murat, yada Malkoçoğlu veyahut Tarkan filmlerini hafif bir gülümsemeyle birlikte izlerdik.
Bu gülümseme bu kahramanlar için değildi.Daha iyi filmleri bu kahramanların hak ettiklerine inandığımız içindi.
Artık dörtgözle bu filmler oynasın diye bekler oldum ki oğlum seyredebilsin diye.
Oğlumun hayal dünyasını bunlar doldursun diye!
Yarasa adam yada örümcek adam gibi kıytırıktan(başka bir kelime daha uygun ama neyse) kahramanlar değil!
Süperman’
ı
çizen kişi ilk eskizleri bir Yahudi toplama kampında çizmiştir.Çünkü kendisini ancak bir süper kahramanın kurtarabileceğini düşünen bir Yahudi esirdi o!
Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde böyle bir arayış içine girmemişlerdir.Onlar ihtiyaç duydukları tüm gücü damarlarındaki asil kanda bulabilmişlerdi!
Bayram hediyesi olarak babalarından örümcek adam kostümü alan çocuklar bayramda sokaklarda!
Apoya koğuş arkadaşı için hummalı bir çalışma imralıda!
Demokratik bir biçimde apo itinin kadın ihtiyacı karşılanmalı mı yoksa karşılanmamalımı?Karşılanacaksa nasıl ve kim tarafından karşılanmalı
.
Apo rahatlarsa terör azalırmı?
Hacdan dönen Antep’li baba oğlunun Hatay’da şehit düştüğünü öğreniyor!
Diyorki ‘yiğitseniz karşımıza çıkın hep birlikte hazırız.’Diğer evlatlarımı da veririm yeter ki vatan sağolsun!!!
Radyoda bir türkü ‘eledim eledim höllük eledim’
Türkü tadında bir hüzün!
Bayram bitti, hava kapalı.
Dertleşmek için yazdım bu yazıyı!!!!!
Geçmiş bayramınız kutlu olsun!!!
Salı, 02 Aralık 2008
“Bu Şehirde Buldum Buğday Rengi Ellerimi…”
Ne Washington’dayım…
Ne Londra’da…
Ne Paris’te, Ne Roma’dayım…
Nede Bürüksel ya da Moskova’dayım.
Berlin de hiç değilim.
O, zaman neden hep uzak bir hasret elemiyle, hep gurbet haliyle sıla özlemindeyim?
Ne Fakirim, ne fukarayım.
Ne acizim ne çaresiz!
Ne muhtacım nede aç…
Ne işsizim ne güçsüzüm.
çok şükür ki, Elim, Ayağım, Güzüm, Yüzüm yerli yerinde…
O, zaman neden bir yanım hep eksikmiş gibi, içimde alev alev hep bir sıkıntı ve sızı barınır?
Ne dostsuzum, nede bahtsız…
Ne yetimim nede kimsesiz…
Kısmetim açık bahtım yaver!
çoluk, çocuk, ev, iş arabam var…
Akıl ve ruh sağlığım yerinde.
O, zaman neden dağ başında ıssız bodur ağaçlar gibi kendi içimin yalnızlığında öte bir arayışla mutsuzum?
El âlem kendi alanında kendince kendi arayışında kendi
Yoluna yolcuyken, ben neden uzak, uzak haller sarmalında kendi içine yolcuyum?
Tanıdık, bildik yakın, uzak, hısım, akraba kendi varlığında, kendine anlam kendini beğenip kusur bulmayıp, kendince kendine rıza, tebessümle yaşayıp, giderken…
Ben neden, her şeyin idealinde, doğru hassasiyeti, estetik kaygı varla yetinmeyip, öteye çok öteye, daha daha iyiler kutsaliyetinin hassasiyetindeyim?
Hele, hele akıl baliğ ve reşit olmamaklığını kendi ağzından deklaren “Milyonların Partisi 6 yaşında” diyen bir partinin Cumhur Başkanı, Başbakan çıkarıp, tek başına iktidar olup, temsili yerse de yemezse de icraatla ortaya koymuşken…
Ben, niye kendi tabanıma bile yabancıyım?
Herkese, hanken neden kendi mensuplarıma yolcu muamelesi geçerim?
Gelen’e ağam paşam muamelesi geçip yönetici yaparken, giden, yorulan, tökezleyen, kahırlanıp, kendine kalan dönek…
Ben bilemedim bilen varsa söylesin.
Hani şairin dediği gibi;
“Kavgadayım elli yıldır, ömrüm geçti boşalt doldur.
Suları ıslatamadım/Bir Türlü silah çatamadım.
Yorgan akrep, döşek yılan…”
Ya da o, içimizin ayazlarında, yangınlar tutuşturan, içli türkünün anlamlandırdığı, gerçeği doğrusuz okumak, ne anlama gelir, varın siz yorumlayın.
“Gittiğin Günden beri, yollarına bakarım.
Sen salın gel yanıma, kan gülleri takarım
Kömür Gözlüm, Sende Sevda Ne arar.
Şirin sözlüm, Sende Vefa Ne arar.
Sevmişim Yar, Yüreğim ona yanar.
Yüreğim ona yanar.
Acıların çocuğu küçük Emrah bile büyüyüp, mutluysa biz ise hala sevgi, şefkat yoksunluğunda, her günümüz cehennem, yüreğimizde depremler, varsa büyük bir marazlık var demektir.
Asayiş, şube müdürlüğü rolüne soyunmuş komisyoncu olmuş misyonculara duyurulur…
Öyle ya her şey bir yakın uzak algısına tabi olmalı.
“Yıldızları hedef alın” diyenler eski yıldızları kırpıp, kırpıp yıldız yaparken yanı başımızda ki kabristanlarda yatanlar da ay oluyor onlar için…
Malumunuz “gökte yıldız çokta ay ve güneş bir tane”…
Sağlıcakla kalın.
Cuma, 21 Kasım 2008
Gittim ki makamlar evham
Bülbül düğünlerinde fesat var
Kalayı çıkmış son ruhların"
Heyyt!
Bir zamanlar biz neydik,narası atasım geliyor.
Sonra yutkunuyorum…
Geçmiş,film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor.
Hayret,tüm bunları bizmi yapıp, yaşadık,diye soruyorum.
Cevabını yine kendim verip,
"evet"desemde,bir şeyler,eksik kalıyor.
Eksik olan yan,kendi trajedimize ağlayamamak,yada dogru koordinatlarla
sorgulayamamak,bunu da biliyorum.
İşte bundan dolayı,olgunun adı hatırada olsa bir türlü kurgulanmıyor.
Kurgulanamayan bir öykünün de elbet tanımlaşması mümkün değil.
Tanımlanmayan öykü de kurgu ete kemiğe bile bürünemiyor.
Farklı bir terminolojinin metoduyla düşünüp,"bütün parçaların toplamı
değildir"diyalektiğine sığınmakta tatminkar olmuyor…
Hep bir eksik yan var.
İçimi acıtan,ruhumu kanatan,bedenimi örseleyen bir eksik yan var…
İşte bu eksik yan travmalı bir bakış acısıyla hayat izdüşümünü göğe
taşıyıp,"gök kuşağı"kılmıyor…
Amma,potansiyel enerjik gurupların heder edilişinde ağıtlı bir figanla
mavilere zifti bir üşümüşlük ekliyor.
"Soranlara Anlatayım Ben bu yurdun Nesiyim?
Tarihin Hak Bağıran Sesiyim"
nidasını hangi ünlemden sonra ki,
noktaya gömdük?
"Dökülen Kan,Alınan Can Bizim…''
Haykırışlarımız neyin suskusuna gömüldü?
Biz,niye artık o eski biz değiliz?
Madem bazen cevap sorunun içindedir,
biz de,anlayan anlamıştır,diye esmi geçelim eksik yan ağrılarını…
yada şahidi zora sokmayın geyiğiyle çağa tanıklığımızın vebalini tarih'e mi
havale edelim.
Yok ben tarihten devr almak istiyorum
Yapıp ettiklerimin hükmünü…
Anladığım ve bildiğim,görerek,
Yaşayarak müşade ettiğim gerçek,
Şudur;"21.yüz yılda adam olmak,ve adamdan sayılmak,dost bulmak,yada dost
aramak değil,dostunu müdafaa ve muhafaza ederek,asla onları kaybetmemek
değeridir…"
Bende ki,eksik yan kahrı,dostlarımı sudan sebeplerle,hiçbir nedene
bağlanmayan nedenlerle kaybetmiş olmaktır…
Dostluk,öyle kolay bir sıfat ve tanım olmadığı hilafsız bir hakikat.
Dost kazanmanın zorluğu da kıymet idrakinde olanlarca,mühimmiyeti"iman"
derecesine haiz ken,dost kaybetmek ne bedbaht bir tecellidir,bilen bilir.
Hele,hele,daha da vahimi,birileri bu halden beslenip semizleşirken kör olup
inatla lades bahsi sürdürmenin garabeti daha bir trajedi değilmidir…
Gözün,kör olsun emi eksik yanımın müsebbibi,yağlı kurşunlara
gelesin,inim,inim inleyesin de feryadın sesin sedana yaban kalsın…
"Görenler sanacak ki,yaşadık
Bir ömür hayatı…
Oysa kıskanacak neyimiz vardı?
Acıdan başka…"
haftaya görüşmek üzere saglıcakla kalın.....
Salı, 28 Ekim 2008
NORMAL ANORMAL KARIŞIMI ACAYİPLİKLER
SLOGAN
“SUSMAYALIM,SUSDUKÇA,SUS PUS OLURUZ…
PUSMAYALIM,PUSTUKÇA PASPAS OLURUZ
SONRA BİZE DERLER PISIRIK…
GELEN GEÇEN ATAR ISIRIK…
SONRA HER MEVZU OLUR …O..RUK”
Malum tekerlememi desek yoksa malum lakırdı mı bilmem.
“Şuydu ,ama şundan yana değildi”
Şu olup, şundan yana olmamak nedir,ben anlamış değilim.
Benim anlayacağım şey ,bir şey neyse ondan yana da olmasıdır.
TÜRK’sen elbet TÜRK’ten yana olacaksın.
Tabi ki ,buda ideal manada bir anlam yüklemesidir.
Realiteye bakınca TÜRK denilen aidiyet sahipleride ne yazık ki TÜRKten yana değiller.
Bu işaretlemeye itiraz edenler bulunabilir.
Gayet normal karşılıyorum.
Gerçi , bu gün normallik ya da anormallik kavramı da rayından çıkmış durumdadır, ya…
Biz ,yine “normal ve anormal” diye bir ayrım söz konusudur ,inancımızı muhafaza etmeye devam edelim.
Varsın, birileri bu kabulümüzü “züğürt tesellisi “olarak yorumlasın.
Bir şey olanın, o şeyle ilgili hassasiyet sahibi olup bu hassasiyetin kutsaliyetini kendi varlığını meşrulaştıracak reflekse dönüştürüp gerektiğinde tavra dönüştürmesi “normal”olan tutum ve davranıştır.
Tersi bir tutum ve davranış içinde olunması ise,”anormal” durumdur.
İkisi arasında karma bir pozisyon hali söz konusu olursa”acayiplik”vuku bulmuş demektir.
Şimdi Türklerin ülkesinde görünen hal acayipliklerin her tarafa hakim olmasıdır…
Sokağa çıkıp olanı biteni gözlemlerseniz her alanda bu acayipliklere rastlarsınız.
Kendi gözlemime bağlı bir olayı size aktarayım siz durumu kendi karşılaşmalarınızla kıyaslayın.
Ankara’nın en kalabalık yerinde üç beş soytarı toplanıp ellerindeki bildirileri Milletin gözünün içine sokarken kalabalık gelip, geçiyordu…
Tam sürüleştirmeye bağlı sürüm hali…
Kulakları tırmalayan zırvadan türeme işlenmemiş ham diyalektik”Kürtçe”müzikde işin çabası bangır bangır bağırıyor.
Etrafa garip bir şekilde dağılmış herkesin bildiği sivil polislerin ne için orda bulunduğu da belli değil.
Galiba bu sokak çakallarını kollama ve koruma durumları söz konusu…
Karakol basılmış 15 şehit var ama burası sanki başka tel ve havanın oynattıklar merkezi…
Birden otuz kırk genç alkışlayarak tempo tutuyorlar…
“ŞEHİTLER ÖLMEZ,VATAN BÖLÜNMEZ”
O ne birden bire hareketlenen polis hemen gençlerin önüne geçip onları susturuyor.
Neyin ne oldugunu bilmeyen hal ve tavırlarından bir Ankara takımının taraftarı oldukları anlaşılan gençler itirazsız bir şekilde başlıyorlar bu sefer takımlarının sloganını atmaya…
Kimseden ses yok.
Polis, efendiler garip hallerini gözlemleyen benden habersiz yine sağa sola serpilip,geleni geceni kesmeye devam ediyorlar.
İşlenmemiş ham diyalektiğin marazi arızasında bağırtı,çağırtıyla kendini ifade ettiğini sanan çapulcularsa bu halden gayet memnun bir şekilde daha da arsızlaşmış bir halde seslerini ve müziklerini iyice yükseltiyorlar…
İçimizi kan ağlatan şehitlerimizin ödedikleri bedel aklımıza mıh gibi çakıldıkça “vız”haline tutulup, zıvanadan çıkıp, okkalı küfürler savurmaktan öte yapacağımız bir şey kalmıyor.
Normal, anormal karması “acayiplik”halinin sokak hâkimiyeti böylece tescilleniyor.
İşte gelinen nokta takım taklavat her şeyin taraftarı var…
Onlar adına bağırmak,çağırmak, dan dun, konuşmak serbest…
Ya TÜRK adına…
Ya TÜRK'lük adına …
Taraftar olmak konuşmak hassasiyetin kutsaliyetini dillendirmek söz konusuysa ne olur?
F tipi furukolar, hareketlenir “SUS” komutuyla alan asayişi sağlar…
ŞEHİTLERİMİZE ALLAH'TAN RAHMET AİLERİNE VE YÜCE TÜRK ULUSUNA BAŞSAGLIGI DİLERİM.
V A T A N S I Z L A R A
İ N A T
V A T A N S A Ğ O L S UN.
Pazar, 21 Eylül 2008
Evet sevgili dostlar geçen hafta kaldıgımız yerden,devam edelim.
Bir oyun oynanıyor bildik tanıdık ve bir o kadar da tehlikeli bir oyun. İki baş yüzlerce yardımcı aktörü ve milyonlarca figüranı olan bir oyun. Amaç; birilerinin siyasi ikbali! Ne acı değimli birileri siyasi ikballeri ve keseleri uğruna bir milletin istikbaline ve o milletin evlatlarının kaderine ipotek koyuyor. Karanlık eller iş başında bazen tetik çekiyor, bazen bombalar patlıyor....
Soğuk savaşın bitimiyle jeopolitik önemi azaldı diye düşünülen Türkiye 11 eylül saldırılarından sonra oluşan yeni durumda eskisinden çok daha fazla önem arz eden bir konuma geldi. Enerji politikaları ve kaynaklarının yön verdiği bu yeni durum gözden geçirildiğinde –ki bu durum kısaca BOP olarak adlandırılıyor- Türkiye, enerji kaynaklarının hemen kenarında, buralara yapılacak operasyonlar açısından en müsait toprak parçasıdır. İşte soğuk savaşta bir cephe ülkesi olan ve bunun bedelini binlerce gencinin bir birini öldürmesi ile ödeyen Türkiye bu yeni dönemde de aynı kaderle karşı karşıya kalmak üzere…
Şimdi biraz geriye dogru bakalım , Akp hükümetinin 2007 senesinin tutumunu biraz anlatalım.
1)Bu yılın( 2007) nisan ayında Büyükanıt paşa Irak'ın kuzeyine bir askeri operasyonun gerekli, faydalı ve daha da önemlisi MUTLAK BAŞARILI olacağını ifade etmiş ve acilen tezkere talebinde bulunmuştur.
2)Temmuzdaki seçimlerde Akp bölgenin birinci partisi çıkmıştır.Bu birinciliğin altında tezkereye karşı muhteşem bir direniş gösteren Akp nin seçilmesini destekleyen Barzani etkisi çok belirleyicidir.kalan oylar pkk etkisi ile Dtp ye yönlenmiş ulusal ve milli hiçbir siyasi parti bölgede ciddi varlık gösterememiştir.
3)Seçim sonrası Dtp siyaseten meclis çatısı altında söylenmemesi gereken ihanet ifadelerini bu kutsal çatının altında söyledi
4)Provakasyonlar Dtp liler tarafından durmaksızın tekrarlandı.Leyla Zana alenen FEDERASYON talebine kadar giden açıklamalar yaptı.
5)Dikkat edin bu dönemde ne AB nin nede Baydemir denen şahsın sesi sedası çıkmadı.(Görev taksimi)
6)Kış döneminde sessizliğe girmesi beklenen Pkk saldırıları yoğunlaştırmaya başladı.
7)Gabar da 15 vatan evladı operasyon dönüşü hain bir pusuda şehit oldu.
8)artık direnemeyen Akp halktaki büyük infialden de etkilenerek tezkereyi meclise getirdi ve tezkere rekor denebilecek bir destekle meclisten geçirildi.Ancak tam burada kafamızı karıştırması gereken bazı olaylar cereyan etmeye başladı.Akp deki (R:T:E:nin kendi ifadesidir)100 e yakın Kürt kökenli ve Barzaniye hiç de kızgın olmayan milletvekilleri tam kadro tezkereye evet dedi.Yani sıfır fire.İlginç.Acaba R:T:E: ve bölge milletvekilleri arasında bizim bilmediğimiz bir gizli mutabakat mı yapılmıştı?Nede olsa konu Barzani peşmergesi ile direkt ilişkili idi.Neden mi?Barzani nin kendi ifadesidir:'benim TBMM de 75 milletvekilim var' Barzani nin karşı çıktığı bir görev emri Akp de sıfır fireye izin verirmiydi acaba? İlginç değilmi?
9)R:T:E: ilginç bir çıkış yaparak toplumdaki operasyon beklentisini bitirdi.Aynen şöyle dedi 'Tezkerenin çıkmış olması bu günden yarına operasyon anlamına gelmez, biz bu yetkiyi hükümet olarak aldık ve ne zaman gerekli görürsek ozaman TSK ya kullanım izni veririz 'Bu açıklama okadar önemli idi ki askeri tamamıyle bağlıyordu.(Yani bu saatten sonra verilecek her şehitte yetkiyi kullanmayan asker olarak hedef tahtasına ordu oturtulmuştu.)
10)Nihayet dağlıcadaki 12 Şehit, çok sayıda yaralı, 8 esir.200 kişi oldukları iddia edilen ağır silahlı bir gurup(resmen terorist birlik)bir başka ülkenin sınırından geliyor , vuruyor, yaralıyor ,esir alıyor.Bu çaplı bir saldırı dünyanın her yerinde savaş ilanıdır.R.T.E. ilk gün yok oldu ikinci gün Amerika ziyaretinin beklenmesi gerektiğini ve Rice 'ın kendisinden 72 saat istediğini açıkladı.
Yukarıdaki 10 madde halinde sıralanmış olan olaylar zinciri dikkatli bir biçimde gözden geçirilirse birtakım oyunlar kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.Şahsi kanaatim bunların hiçbirisinin tesadüfi olmadığı ve her bir olayın da birbiri ile ilintili olduğu yönündedir.Türkiye ve onun kamuoyu bir yere getirilmeye çalışılmaktadır.BOP olarak bildiğimiz projenin Türkiye ayağı başlatılmıştır.Birileri Türkiyeye bu büyük oyunda şah demiştir.Daha açık ifade edeyim:BİRİLERİ TÜRKE 84 YIL SONRA YENİDEN KEFEN BİÇMEYE ÇALIŞMAKTADIR.Oysa o birilerinin bilmesi gereken daha önemli bir sonuç vardır.Ne demiş yazar.TÜRKE KEFEN BİÇENİN ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR.
Dtp denilen mecliste bulunan Şerefsizlerin bu hafta ki açıklamalarını düşünün dostlar?
PARTİMİZİ KAPATIRSANIZ..
Yüksek, DTP'nin gündemindeki üç önemli konuyu "anadilde eğitim", "parti kapatma davası" ve "Ergenekon" olarak sıraladı. Yüksek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Partimizi kapatırsanız, Kürtler legal zeminde mücadeleden vazgeçer, başka yerlere yüzünü döner. Bu noktaya gelirse halkı ikna edemeyiz.”
DTP MECLİS'TE YİNE KÜRTÇE KONUŞACAK
DTP yönetimi, "anadil kampanyası" kapsamında Türkiye genelinde çeşitli etkinlikler düzenleyecek. Anadilde eğitim ve öğrenim hakkının Anayasa’ya konulmasını isteyen DTP yönetimi, konuyu Meclis gündemine de taşıyacak. Bu kapsamda milletvekilleri TBMM kürsüsünde Kürtçe konuşarak kampanyaya destek verecek.
ÇOCUKLAR DA MECLİS'TE KÜRTÇ
E KONUŞACAK
15 Ekim'e kadar sürecek olan kampanya çerçevesinde okul boykotları yapılacak, sokaklarda sembolik Kürtçe dersleri verilecek, çocuklar TBMM'de grup toplantısına davet edilip Kürtçe konuşmaları sağlanacak.
"Bizi biz yapan bunlar. Siyasi çizgimizi değiştirmeyiz. Bedelini ödemeye de hazırız" diye konuştu.
Haftaya görüşmek üzere sağlıcakla Kalın
Salı, 09 Eylül 2008
Merhaba değerli Radyocandost okurları. Artık bu köşede birlikte olacağız.
Toplumumuzu rahatsız eden, doğal olarak sizlerinde rahatsızlığına sebep olan meseleleri dile getireceğim. Bu sayfayı sizlerle birlikte paylaşmanın memnuniyeti ve sevinci içindeyim.
Sizleri ciddi, saygın, siyasi ağırlıklı ve entelektüel referansları yüksek diğer yazar arkadaşlarım kadar aydınlatamam belki, ama biz kimsenin değinmediği konuları işleyerek farklı olmaya çalışacağız.
Gerekirse Forumlar bölümde karşılıklı tartışacağız.
Böyle bir selam-sabah muhabbeti ile ilkyazımızın önünü açmış olalım.
Yelkenler fora….Haydi bismillah…
Onbir Ay'ın Sultanı,Bereketi,Vücudumuzun tatili olan Mübarek Ramazan'ı Şerife başlıyoruz
Herkesin Mübarek Ramazan Ay'ını kutlar, Yüce Mevlam Ramazan Şerifimizi hayırlara ,huzura,mutluluğa,bolluğa vesile etmesini niyaz ederim.
Bu yaz yüzümüzün güldüğünü söyleyemeyiz. Birbiri ardına acı haberler aldık.Üzüldük,Kahrolduk.
Güngören’de yitirdiğimiz vatandaşlarımızın, Ankara’da ölen bebeklerimizin, Konya’da can veren kızlarımız, Erzincan'da ölen Mehmetçiklerimiz,Komutanımız,Hakkın Rahmetine nail olan diğer şehitlerimiz,İzmir’de,Mersinde,yine İstanbul’da patlayan bombalar,Antalya,İstanbul’da,Muğla'da ve ülkemizin her yerinde yanan bizlere nefes almayı sağlayan,yanan ormanlarımızın,matemini yaşıyoruz.
Bunlar ülkemizde olan olaylar.
Yaşadığımız Dünya'ya bakmaya fırsatımız bile yok, neler oluyor diye.Karadeniz'de soğuk savaş rüzgarları esmeye başladı,Ülkemiz Coğrafya bakımından dünya'nın en önemli noktasında olduğu için batıda,doğuda,güney'de,kuzey'de ne olsa zararı bize dokunuyor.
Evet sevgili dostlar birazda içimizi dökelim yorumlarımızı yapalım dimi!!!
Şuan AKP iktidar olduğu için yazılarımız iktidar partisine yönelik olacak bizleri yöneten onlar?
ilk beş senelik AKP iktidarına gidelim önce.
Neler yaşandı ilk 5 senede ekonomi olarak ele alırsak ilk 5 sene bu ilk seneye göre daha güzeldi.
Tabi ki ikinci 5 sene için yatırımdı.Bizim ülkemizde hiç bir zaman ekonomi sorunu olmaz da! Maalesef oluyor? ekonomi ile ilgili yazıma daha sonraki haftalarda değineceğim.
Asıl önemli olan konulara değinelim: İlk beş senede bilhassa büyük şehirlerimizde başta İstanbul olmak üzere Ankara,İzmir,Antalya ve diğer şehirlerimizde iki sene insanları yıldırma,korkutma ve psikolojik baskı yapma eylemi olan kapkaç vakası .
Her gün kaç kişi kapkaç edilirdi,O zamanların İç işleri bakanı A.Kadir AKSU idi.
Beş sene bakanlık yapan bu şahıs bir kere olsun ,ben Görsel basında yada yazılı basında bu konu ile bir konuşmasını duymadım.Belki bir kere yapmıştır o da bana denk gelmemiştir.
Şimdi soruyorum bu kapkaç yapanlar ne oldu da birden bitti 2007 seçimlerinden bir sene önce!!!
Bana kimse yasa çıktı, ağırlaştı demesin,o yüzden azaldı dersiniz???
Yok arkadaş!!! O zaman ki içişleri bakanın direk şahsı telefonu kapkaç yapanda hırsızlık yapanda olursa bana kimse yasa'dan bahsetmesin.
Bu bir yıldırma politikasıydı yapıldı ve bitti.
Şimdi son iki ay içinde geçen zamana bakıyorum büyük şehirlerde bombalama eylemi arttı.
Bilhassa Güngören’e değinmek istiyorum.ALLAH teala orada vefat eden insanlarımıza rahmet eylesin.
Bomba olayı'nı haber aldıktan sonra arkadaşımla olay yerine intikal ettik. O çevrede arkadaşlarımız, sevdiklerimiz ve abim ikamet ediyordu.Kimse de bir şey yoktu yakın çevremizden ,ama ne fark eder orada vefat eden kim?Belki bizim yakınımız değil ama onlar da insan değil mi? Onların da bir ailesi yok muydu?,Sevenleri, peki günahsız çocuklar daha yaşamlarının ilk basamaklarında ölen anne, karnında bir hafta sonra dünya'ya gelecek bebeğine alış veriş yapmak için dışarıda.
SUÇLARI YANLIZCA GEZMEK VE İLK PATLAYAN BOMBA' DA YARDIM ETMEK!!!!!!!!!!!!!!!!
Yaralanan sakat kalan vatandaşlarımızdan hiç bahsetmiyorum hayatları boyunca hep öyle yaşayacaklar ÖLMEDİK!!!YAŞIYORUZ!!!!!!!!!
Olay yerinde benim bir şey dikkatimi çekti??? Neden Güngören İstanbul'un sakin semtlerinde bir tanesi Güngören.
Güngören genellikle Karadeniz kökenli vatandaşlarımızın ikamet ettiği bir semttir.kısacası oyunlar dönüyordu.bana göre tabi! ama iki gün sonra gazetelerde Tv’lerde benim düşündüğüm konu tartışılmaya başlandı.demek bir tek ben düşünmedim bunu.
Şimdi soruyorum!!!
Neden bombalamalar başladı???
şimdi biraz düşünelim ve bundan sonraki yazıda neden bombalar patladı? konusunu ele alalım.
Haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalın.